Yedinci Mühür benim için hiçbir zaman yalnızca bir film olmadı. Hayatın farklı evrelerinde önüme çıkan, her seferinde başka bir yerimi yoklayan bir metin gibi durdu. Aynı görüntüler değişmedi ama ben değiştikçe film de başka bir derinlikten konuşmaya başladı. Bazı filmler bilinç belirli bir eşiğe ulaşmadan kendini bütünüyle açmıyor. Antonius Block’u Tanrı’ya sırtını dönmüş biri olarak görmedim. Daha çok, inanmak isteyen ama karşılık alamayan bir bilinç gibi okudum. Bu hâl bana her zaman bir inanç yitiminden çok, karşılıksız kalan bir yönelimi düşündürdü. İlişki sürüyordur ama tek taraflıdır; zamanla bu durum öfke üretmez, ağır bir içsel yük bırakır. Filmde düşüncenin sürekli devrede olması dikkatimi çeken ilk şeylerden biri oldu. Bu, bilgelik değil; zihinsel aşırı çalışma hâli gibi duruyor. Duygusal sistem yükü taşıyamadığında, zihin kontrolü ele alıyor. İnsan açıklamaya, çerçevelemeye, kavramsallaştırmaya yöneliyor; çünkü...