Geceyi bölen rüzgâr değildi; içimde uzun yıllardır süzülen bir çağrıydı. Gözlerimi kapattığımda bozkırın genişliği geldi bana. Haritada silinmiş toprakların yankısı, rüzgârla savrulan otların fısıltısı, yıldızlarla örülü göğün altında beliren ayak izleri. Belki bir efsâneydi, belki bir düş; ama ses netti:
Yol senin, ışık gökten.
O çağrıdan doğdu bu yazı. Çünkü köklerimiz yalnızca toprağa değil; zamana, hafızaya, ortak bilince uzanıyor. Bizler, ister farkına varalım ister hayalimizde saklayalım, o köklerin çocuklarıyız.
Efsâneler yalnız eski hikâyeler değil; ruhun derinliklerinde saklı kalan pusulalardır. Oğuz diye bir çocuk doğdu derler, kaderin işareti taşındı üzerinde. Gökten inen ışık, karanlıkta doğan bir kurtun gölgesiydi. O kurt, yolun, karanlığın, ertesi günün ama en çok da insanın pusulasıydı. Gökbörü denilen o kurt yalnız bir hayvan değildi; göğün tadıydı, toprağın soluğu, ataların yankısıydı.
Bir efsâne okuduğunda aslında haritaya değil ruhun katmanlarına bakarsın. Ruh boş değildir, binlerce kuşağın gölgelerini taşır. Türk bozkırlarının genişliği, göğün derinliği… O genişlikte kurt ulur; yalnızlık değil, bekleyiş, direnç, sabır ulur. Bu uluma kimliğin pusulası olmuştur. Ve bugün belki şehir sokaklarında yürüyorsun, beton, asfalt, elektrik lambası… Ama ruh hâlâ bozkırda; hâlâ göğe bakıyor. Hâlâ bir kurtun rehberliğini bekliyor.
İçsel kurt sessizlikte doğar. Gürültüyle değil, suskunlukla. Hızla değil, sabırla. Çünkü kurtun yolu acele etmez; karanlığı kucaklar, toprağı sezdirir. Kalbin haritaları vardır, kimseye görünmez, sayfalarda yazılmaz; ama ruh okur. Eğer ruhun pusulası kırıldıysa, sadece eski bir efsâneyi hatırlamak yeterli olabilir.
İçsel kurt yalnız zorlukla değil, umutla da yürür. Çünkü o direnişi değil dirilişi temsil eder. Yürek sıkıştığında, yalnız kaldığında, kaybolduğunu hissettiğinde… O zaman kurt ulur, çağrı yükselir. Bu uluma kişisel bir isyan değil; köküne dönme, kimliğini hatırlama, ruhunu onarma çağrısıdır.
Efsâneler yalnız geçmiş değil; yaşanmışlığın ışığıdır. Bozkurt’un rehberliği hiç sönmez, belki yeri değişir, adı unutulur; ama ruh hâlâ o pusulayı taşır.
Peki o pusulayı duyacak mısın? Kimliğini, köklerini, ruhunu unutturan şehirlerin gürültüsüne rağmen.
Göğe bak, gölgede değil; ışıkta yürü. Çünkü geçmiş yalnız geçmiş değildir; bugünün devamıdır. Eğer geçmişin izini silmez, karanlığın korkusuna kapılmazsan;
belki bir millet yeniden doğar,
belki bir insan…
belki sen.

Yorumlar
Yorum Gönder